Salgın (Pandemi) Çocukları

1
117

Önce doğadan koparıldık. Ruhumuzu, midemizi, beynimizi hep ondan beslerdik. Beynimiz, ruhumuz ve bedenimiz bizim ve toprağın olurdu. Şimdi çocuklar bizim beyinlerine, ruhlarına başkaları sahipler artık. Dağdan, ormandan, ırmaktan, güneşten, topraktan yani ufkumuzdan uzaklaştık. Kurdu, kuşu, çiçeği, böceği unutup dünyadan koptuk. Aynı okullara karda, kışta, yağmurda, beraber gider beraber gelir iyi ve kötüyle beraber mücadele eder, beraber ağlar beraber gülerdik.
Bunların yerini mahalle, sokak ilişkileri aldı. Müstakil bahçeli evlerde, hayatlarımız mahallemize hatta sokaklarımıza sıkıştırıldık. Dağı, taşı, ırmağı, kurdu, kuşu, çiçeği, böceği unuttuk. Bunları ancak bayramlar gelince gidilen köylerimizde görür olduk. Bunların özlemini gidermek için. Bahçeye çiçek diktik, kümese tavuk aldık, bahçeye havuz gibi uğraşlar bulduk. Bunlarla yetinmeye, dünyayı mahallemize, sokağımıza, bahçemize sıkıştırmaya çalıştık.
Bu da yetmedi müstakil evler apartmanlaşmaya, apartmanlar da dairelere mecbur edildik veya daha modern diye kendimiz seçtik. Bu defada çiçeği saksıda, kuşu kafeste, suyu sürahide görür olduk. Dün bire bir yaşadıklarımızı bugün ekranlarda seyreder olduk. Çocuklar dağda bayırda sokakta yoruldu deşarj olur evlere fazla yük problem olmazdı. Şimdi bütün yükleriyle okulun dışında vakti evin içinde geçiyor. Yorulmadığı için hantallaşıyor. Deşarj olamadığı için evin içinde asabileşiyor anne babayla sık sık karşı karşıya geliyor diye sanal alemde oyalanıyor oldu.
Çocukların ilk sosyalleşebildiği, dünyada anne baba kardeş komşu ve akrabaların dışında insanların ve hayatların olduğunu ilk gördüğü yerlerdi okullarımız.
Bitkiyi böceği labaratuarlarda, mahlukatı hayvanat bahçelerinde, yeşili, güneşi parklarda izin verildiği kadar görür, yaşar, öğrenir olduk. Çizgi filmlerden öğrenen diziler gibi yaşayan insanlar olduk. Artık her şeyimize görsel ve sanal medya karar vermeye başladı. Sevinçlerimiz (doğum, düğün, sünnet…) gibi. Üzüntülerimiz ( hastalık, ölüm, yokluk…) gibi. Sanal yaşamaya sanal hissetmeye başladık.
Çocuklarımız hayatın içine girdiği zaman kimseye muhtaç olmamak, sunulan lükslüğü rahat yaşayabilmek için paraya, parayı kazanmak içinde milyonlarca Çocuklarımız akranıyla beraber bir yarışa giriyor. Çocukluğunu, gençliğini bu uğurda harcıyor. Hiç bir şeye zamanında kalmıyor kalan zamanında da ne doğayla, ne mahlukatla, ne çiçekle böcekle, hatta anne babayla bile belki yemekten yemeğe. Çünkü kalan zamanında sanal alemde onları bağımlı hale getiren oyunlar, televizyonda diziler, programlar almaya başladı.
Yani öğrenciler öğrenmek, üretmek dünyaya katkıda bulunmak yerine yalnızca giderlerini karşılayacak parayı kazandıracak diploma, meslek olsun yeter gözüyle bakılır oldu.
Dönem dönem hazırlanan insanlara bu salgın (Pandemi) döneminde yeni bir yol çiziliyor artık. İnsani duygulardan hatta insanlardan uzak olmak, hürriyetine el koymak, dünyaya yön vermek isteyenlerin kalıplarına uydukları sürece yaşama ve kazanma haklarının olduğuna inandırmak. Hiç bir şeyi hissetmeden, dokunmadan, yaşamadan duygusuz renksiz yeni bir hayata adapte etmek.
Artık pamuktan fasulye deneyi yok, okul bahçesine bir fidan dikmekte, saçına sürdüğün tarağa balon yapıştırmakta.
Havayı, suyu, toprağı ve ateşi bile onların sanal alemde izin verdiği kadar yaşayacak, bileceksin ama asla görmeyecek duymayacak hissetmeyeceksin. Çünkü yapay zeka sana çok yaklaştı sende ona uyum sağlayacaksın ancak onun kadar olacaksın.
Sonuç olarak İnsanlık mankurtlaşmaya, robotlaşmaya gidiyor. Niye bir kaç milyarderin doyumsuzluğu ve hüküm hastalığı yüzünden. İnsanlık ruhunu kaybetmeden yeni nesil tıpkı kendinden önceki insanlık gibi. Hürriyeti, havası, suyu, toprağı, ateşi olmadan, kurdu, kuşu, çiçeği, böceği tanımadan, ağlamayı, gülmeyi, acımayı yaşatmadan yaşayamayacağını farkına varıp daha fazla öğrenmek, okumak ve yeni düzeni insanlıktan yana çevirmek gibi bir mecburiyeti var.
Eğer müdahele etmez, gerekli insani dokunuşları yapmazsak robotlarla mankurtça yaşayıp mankurtça ölüp gidecek bilinmeli.

Ruhu, beyni kendine, aklına hizmet etmezse, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” olmazsa olmaz.

Büyük Türk Turan Kurultay Başkan Yardımcısı
Ayşe Şahin.

1 Yorum

  1. Göçebe hayatı yaşayan Türkmenlerin yerleşik hayata geçmesi ile birlikte kaybedilen değerleri ve değişime farklı bir bakış açısı ile yaklaşmış ve güzel kaleme almışsınız. Kutlarım oldukça güzel ve anlamlı bir yazı…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.