Yoksulluk günümüzün temel sorunlarında birisidir . Bu sorun iktisadi alanı fazlasıyla aşan ve sosyolojik alana yansımaları itibariyle ele alınması gereken bir içeriğe sahiptir . Günde 1 doların altında gelir elde etme durumu kriter olarak alındığında ise her iki kişiden birinin mutlak yoksul olduğu görülmektedir . Yoksulluk , kimilerine göre küreselleşme sürecinin kaçınılmaz sonucudur . Kimilerine göre ise küreselleşme büyümenin hızlanıyor olması , yoksulluğun azaltmasını mümkün kılacaktır . Bunun ötesinde , küreselleşme ile yoksulluk arasındaki ilişkinin bağlamını , küreselleşme sürecini yönlendirmekte olan çok uluslu örgütlerin ( Dünya Bankası , WTO ve IMF gibi ) performansları belirlemektedir . Küreselleşme süreci doğru yönetildiği takdirde piyasa , merkezli büyümenin tek başına yeterli olmayacağı , bu bağlamda devletin etkin politika uygulamalarının ve gönüllü kuruluşların faaliyetlerin de önemli olduğu bilinmektedir.

Gelişmekte olan ülkelerde kalkınma hedefi olarak büyüme hedefinin belirlenmesi yeterli değildir . Çünkü , gelişmekte olan çoğu ülkede yüksek büyüme oranlarına ulaşmasına rağmen çok yüksek ve yoksulluk eşitsizlik olduğu görülmektedir . Gelişmekte olan ülkeler tarafından en sık uygulanan stratejisi yüksek büyüme ve ” trickle-down” stratejisidir . Yüksek büyüme sonucunda gelir arttıkça gelir dağılımın en üst basamaklarında bulunan gruplar daha da zenginleşir . Böylece , gelir dağılımı bozulmaya başlar . Bu süreç belirli bir süre devam ettikten sonra en yoksul kesimler artan milli gelirden pay almaya başlar. Bu tür etkilere ” trickle-down” terimi kalkınma sürecindeki ülkelerde artan milli gelirin eninde sonunda yoksul kesimlere de faydası olacağını ifade etmektedir ; başka bir ifadeyle bu kavram kalkınma sürecinde artan milli gelirin belirli bir süreden sonra zengin kesimlerden yoksul kesimlere doğru ineceğini anlatmaktadır . Bu yüzden bu stratejiyi uygulayan ülkeler yüksek büyüme hedefleri belirler ve bu hedeflere ulaşılması için büyük çabalar sarf eder . Yoksullukla mücadeli görevi ise büyüme hedeflerini gerçekleştiren devletlere bırakılır . Ya da devlet tarafından bir yeniden dağıtım yapılmada “trickle-down” mekanizmasıyla yüksek büyümenin yoksulların da yaşam standartları yükseltilmesi beklenir . Ancak , bu devletler başarılı olmadığı görülmüştür . Birincisi , genellikle devletler yeniden dağıtım yapabilecek yeterli bilgiye ve yönetim kapasitesine sahip değildir : İkincisi ,yüksek büyüme stratejisinin yol açtığı eşitsizliğin yüksek büyüme oranlarının sürdürülebilmesi için gerekli olduğu düşünülür . Ancak , bu strateji artan bir gelir eşitsizliğine yol açtığı için en yoksul grupların gelirleri azalır ve yoksulluk artar . “trickle-down” stratejisi ile en yoksul grupların gelirlerin artması ve eşitsizliğinin azalması ile on yıllarca sürmektedir . En radikal yeniden dağıtım politikaları arasında yoksullara varlık dağıtımının yapılması bulunur . Örneğin , toprak reformu , eğitim ve sağlık hizmetlerinde yoksul grupların erişmenin arttırılması gibi uygulamalar radikal politikalar arasında yer alır . Daha az radikal yeniden dağıtım politikalar arasında yer alır . Daha az radikal yeniden dağıtım politikaları arasında yüksek gelir gruplarına konulan vergilerinin attırılması ve toplanan vergi gelirleriyle daha yoksul gruplara yardım edilmesi bulunur . Böylece , yoksulların tüketimlerinde geçici bir yükselmeden ziyade sürekli gelirlerinde artış sağlanır . Yeniden dağıtım politikalarının başarıları kabul edilebilmesi büyüme oranının azalmaması gerekir.

SAYGI VE SEVGİLERİMLE….

Aleyna ŞİMGA

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yorum onaylama sistemi etkin; yorumunuzun yayınlanması biraz zaman alabilir.